Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) doçent Haruko Wainwright, nükleer atıkların çevresel risklerinin değerlendirilmesinde yalnızca radyoaktif maddelerin değil, kimyasal atıkların da dikkate alınması gerektiğini savunuyor. Nature dergisinde yayımladığı makalede Wainwright, ABD’de nükleer enerji sektörünün genişlemesinin, kalıcı atık bertaraf çözümleri henüz tam olarak kanıtlanmamış olsa bile çevreye net faydalar sağlayacağını öne sürdü.
Uzman, halk sağlığı açısından kimyasal kirletici maddelerin radyoaktif atıklara kıyasla çok daha büyük ve somut bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. PFAS gibi ‘ebedi kimyasallar’ ve altı değerli krom gibi maddelerin, riskleri tam olarak anlaşılmadan onlarca yıl boyunca çevreye ve insan vücuduna yayıldığını, ancak nükleer atıkların katı ve kompakt yapısı nedeniyle kontrol altına alınmasının çok daha kolay olduğunu ifade etti. Wainwright’e göre, kamuoyu algısındaki bu dengesizlik, kaynakların gerçek riskler olan kimyasal atıklardan uzaklaştırılmasına ve dolayısıyla çevre ile halk sağlığı açısından olumsuz sonuçlara yol açıyor.
Radyoaktif maddelerin çoğunun toprağa güçlü bağlanma eğiliminde olması nedeniyle çevrede hareket halde bulunmadığına dikkat çeken Wainwright, uzun ömürlü radyonüklitlerin zayıf radyasyon yaydığını ve tehlikelerinin büyük ölçüde kimyasal karsinojenlere benzer şekilde yutma veya soluma yoluyla ortaya çıktığını açıkladı. Finlandiya’nın yakın zamanda açacağı derin jeolojik atık deposu projesine değinen uzman, ABD’nin de benzer jeolojik ve bilimsel ilkeler temelinde, şeffaf iletişim ve pasif güvenlik önlemleriyle kalıcı bir atık yönetim stratejisi geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Wainwright, atık bertaraf süreçlerinin tasarım aşamasında ‘atıklardan yukarıya doğru tasarım’ ilkesinin benimsenmesinin uzun vadeli sürdürülebilirlik için kritik öneme sahip olduğunu belirtti.



