12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin üzerinden 46 yıl geçti. Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen bu darbenin toplumda açtığı yaralar ve bıraktığı ağır fatura, kolektif hafızada tazeliğini koruyor. 12 Eylül sabahı TBMM’nin kapatılması, anayasanın askıya alınması ve siyasi partilerin tasfiye edilmesiyle birlikte milli egemenlik fiilen durduruldu. Dönemin lideri Kenan Evren’in ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ sözü, bu karanlık sürecin en çarpıcı simge ifadelerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Mücadele döneminde 650 bin kişi gözaltına alınarak sorgulandı ve 210 bin dava açıldı. Bu davalar kapsamında 230 bin kişi yargılandı; 517 kişiye idam cezası verilirken, 50 kişinin cezası infaz edildi. Sağdan Mustafa Pehlivanoğlu ve soldan Erdal Eren gibi gençlerin darağacına gönderilmesi, dönemin en acı izleri arasında yer alıyor. Ayrıca 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılırken, 30 bin kişi ‘sakıncalı’ ilan edildi ve yaklaşık 4 bin öğretmenin görevine son verildi.
Siyasi liderler de bu süreçten kaçınmadı; Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit Hamzaköy’e, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan ise Uzunada’ya gönderilerek gözetim altına alındı. Darbe koşullarında Türk Lirası bir gecede yüzde yüz değer kaybederken, sivil toplum kuruluşlarının büyük çoğunluğunun faaliyetleri yasaklandı. Kırıkkale’deki tanıkların aktardığına göre, cezaevlerinde 16 metrekarelik odalarda 30 kişi yaşamak zorunda kalırken, ‘Filistin askısı’ ve elektrik çarpması gibi ağır işkence yöntemleri uygulandı.



