Sosyal medyada ünlü isimlere yönelik ani ve yoğun öfke dalgaları, ilk bakışta hedef alınan kişiden kaynaklanıyor gibi görünse de aslında farklı dinamiklerle besleniyor. Uzmanlara göre bu durum, bireyin kalabalığın içine karışarak kendini kaybetmesi ve ekranda anonimleşmesiyle doğrudan ilişkili. Kullanıcılar, sorumluluğun paylaşıldığını hissettikleri için karşı tarafın tepkisini görmeden ağır ifadeler kullanabiliyor.
Bu öfkenin temelinde genellikle ‘ahlaki bir haklılık’ duygusu yatıyor. Sert mesajlar yazan kişiler kendilerini saldırgan değil, adaletsizliğe itiraz eden olarak tanımlıyor. Dijital platformlarda bu tür paylaşımların daha fazla ilgi ve etkileşim alması, davranışın pekişmesine ve öfke dozunun artmasına neden oluyor.
Türkiye’de bu tabloyu derinleştiren en önemli etkenlerden biri, ülkede yükselen genel stres ve öfke seviyeleri. Son araştırmalar, Türkiye’nin dünyada en yüksek günlük öfke oranına sahip ülkelerden biri olduğunu gösteriyor. Geçim sıkıntıları, geleceğe dair belirsizlikler ve zayıflayan toplumsal bağlar, bireylerde biriken öfkeyi oluşturuyor. Bu birikim, doğrudan hedef alınamayan durumlarda, erişilmesi kolay ve karşılık veremeyen ünlü isimlere veya farklı meslek gruplarına yönlendiriliyor.
Uzmanlar, bu döngüyü kırmak için yazılan öfkeli yorumları göndermeden önce kısa bir mola verilmesini öneriyor. Kişinin, öfkesinin kaynağını ve söylenecek sözlerin gerçek hayatta da aynı şekilde söylenebileceğini sorgulaması, yanlış hedefe dönük tepkilerin önüne geçebilir.



